Bilgi Paylaştıkça Çoğalır

Pierre Auguste Renoir Kimdir?

Pierre Auguste Renoir, 25 Şubat 1841′de, bir esnaf ailesinin çocuğu olarak, Fransa’nın Limoges Şehri’nde dünyaya geldi. Babası terzilik yapıyordu. Pierre Auguste, ailenin dördüncü çocuğuydu. Ailenin gelirini düzeltmek için babası Paris’e yerleştiği zaman, küçük Pierre henüz dört yaşındaydı. İlkokula giderken babasının dükkânında çalışıyor, ona yardım ediyordu. 13 yaşında iken, ailesinin gelirine yardımı dokunsun diye, bir porselen süslemecisinin yanına çırak olarak verdiler Porselen eşya üzerine resim yapa yapa, ressamlığın teknik yanlarını öğrendi. Öğleye kadar porselen işinde çalışıyor, öğleden sonra Louvre Müzesi’ne giderek hayranı olduğu ustaların eserlerini kopya ediyordu. Sonradan kendisini Tiziano, Vecellio, Tintoretto, Rubens, Fragonard, Delacroix gibi ressamlar zincirine bağlayacak olan zevk, eğitimi böylece kendini gösterdi.

Porselen sanayimdeki gelişmeler sonunda ıstampa ve baskı metodları ortaya çıktı. Pierre 1858′de açıkta kaldı. Kendine yeni bir iş aradı. Bir yelpazecinin yanında iş buldu. Artık kumaşlar ve yelpazeler üzerine resim yaparak para kazanıyordu. Bu çalışmaları sırasında büyük bir fırça hâkimiyeti ve çabukluğuyle hemen dikkati çekti. Zamanla biraz para biriktirmeyi de başaran Renoir, 1862′de Güzel Sanatlar Okulu’na girdi ve ressam Gleyre’nin atelyesinde çalışmaya başladı. Yakın arkadaşlıklarını hayatının sonuna kadar muhafaza edeceği Bazille, Monet, Sisley gibi genç ressamlarla burada tanıştı. Gelecek yıllarda ortaya çıkacak «İzlenimcilik = Empresyonizm»in tohumlan böylece atılmış oluyordu. Renoir’ın henüz Courbet tarzındaki koyu renklerine karşılık, bu gençler daha açık renklerle paletlerini dolduruyorlardı.

Ertesi yıl aralarına yeni arkadaşlar da katıldı. Vakitlerini Louvre Müzesi’nde ve Fontainebleau Ormanı’nda geçiriyorlardı. Ormanda resim yaptığı bir gün Diaz de la Pena adlı bir İspanyol ressamıyla tanıştı. Barbizon Okulu’nun eski öğretmenlerinden olan ressamın Diaz’dan tabiat sevgisini ve renkleri nasıl kullanacağım öğrendi. Diaz, ona gördüğü manzaranın renklerini daha parlak bir şekilde tuvale sürmesini gerektiğini öğretti.

Malî bakımdan sıkıntıya düşmesine rağmen hayatından memnundu ve zevkle çalışmaya devam ediyordu. Eserlerinden biri 1863′teki «Yıllık Resmî Sergi»ye kabul edilmiş, fakat yeni resim akımlarına yakın olan tabloları reddedilmişti. Renoir’in hayran olduğu Courbet (1819 – 1877) bile, o günlerde «ihtilâlci» ve resim sanatına zararlı bir ressam sayılıyordu; eserleri resmî sergilere alınmıyordu.

Renoir’in bu döneminde, «Yıllık Sergi»ye kabul edilmeyen bir ressamın eserlerine alıcı bulabilmesi son derece güçtü. 1863 sergisine hiçbir arkadaşının eseri alınmamıştı. 1864′te reddedilen tabloları 1865 «Sergi»sine alındı. Ressam Bazille zengin bir ailenin çocuğuydu, Renoir’e yardım ediyordu. 1867′deki Yıllık Resmî Sergi, Renoir’dan hiçbir resim kabul etmedi. Jüri üyeleri onu «aşırı yeni» buluyorlardı. 1868 yılında «Lise» adlı tablosunun «Sergi»ye alınıp büyük ilgi çekmesi, 29 yaşındaki ressama Paris sanat çevrelerinin kapılarını açtı.

Genç sanatçı bundan sonra, «Guerbois» kahvesinde sık sık toplanan grupla yakın temas kurdu. Buraya devam eden topluluğun önderi ve artık ustalığını sanat çevrelerine kabul ettirmiş olan Manet’nin yanısıra Degas, Bazille, Sisley, Monet, Pissarro, Cézanne, Fantin-Latour gibi ressamlar; fotoğrafçı Nadar ile Astruc, Duranty, Duret, Zola gibi yazar ve eleştirmenlerle arkadaş oldu. Görüşmeleri sırasında topluluğun özel bir sergi açması gerektiği fikri yavaş yavaş zihinlerinde yeretti.

Fakat «empresyonist» denilen bu gençlerin sergilerini açmak bir türlü mümkün olmuyor, açılış tarihi durmadan erteleniyordu. Buna sebep, önce 1870 yılındaki Alman Savaşı, sonra ressamları ayıran görüş farkları ve nihayet malî dertlerdi. Sonunda Renoir’in gayretiyle sergi, 1874 yılında, fotoğrafçı Nadar’ın stüdyosunda açılabildi.

Olay büyük akisler uyandırdı. Kimisi gülüyor, alay ediyor; kimi de resimde yepyeni bir görüşü temsil eden bu genç ressamların eserlerine tiksintiyle bâkıp onları insafsızca yeriyordu. Fakat sergi reklâm yönünden su götürmez bir başarı sağlamıştı. Halk o güne kadar üvey evlât muamelesi gören bu sanatçıları artık tanıyordu. Renoir’in bu sergideki tablosu «Luca» adlı eseriydi.
1874 yılı «Sergi»si ve onu tâkip eden 1876, 1877, 1879, 1882 (Degas ile arasındaki anlaşmazlık yüzünden Renoir, 1880 ve 1886′da Sergi’ye katılmamıştır) yıllarındaki «Sergi»ler belki, ağır, fakat emin adımlarla gelişen empresyonist akımına taraftar çevrelerin genişlemesine yardımcı oldu. Artık resimleri satılıyor, tâblo tacirleri onların peşinde koşuyorlardı.

Renoir, 1870 ile 1880 arasında empresyonist döneminin en güzel yapıtlarını verdi. 1880′de, âşık olduğu modeli Aline Charigot ile evlendi. 1881′de İtalya’ya gitti. Bu geziden sonra resim hayatında yeni bir dönem başladı. Zola’nın «aktüaliteci» dediği dönem bitti, «klâsik»dönem başladı. İtalya’da Raffaello’nun resimlerini ve Pompei fresklerim gördükten sonra: «Resmimde bir kırılma oldu. Empresyonizmin en son noktasına ulaştıktan sonra bir de baktım ki ne desen çizmesini, ne de boyamasını bilmiyormuşum. Tek kelimeyle, bir çıkmazdaymışım,» dedi.

1895′den sonra Renoir’in «olgunluk» dönemi başladı. Resim yapmaktan, son yıllarına kadar vazgeçmedi. Ağır bir romatizma, fırça tutmasını bile engelliyordu. Son yıllarında heykel de yaptı. Resim yaparken fırçayı iki parmağının arasına iple bağlatıyordu. En sâdık modeli Gabrielle Renard’ın resimleriyle, resim hayatım kapadı. Hem aşçı, hem hizmetçi, hem de çocuklarının dadısı olan bu kadın, Renoir’in resimlerinde görülen canlılığın sebeplerinden biridir.

Güney Fransa’ya, 1901′de bir köşk alıp yerleşmişti. 3 Aralık 1919′da Cagnes’teki evinde, 78 yaşında öldü.


Leave a Comment

Loading...