Bilgi Paylaştıkça Çoğalır

Maliye Politikası Ne Demektir?

Maliye Politikası Ne Demektir?

Kamu Kesimi, bir yandan yaptığı harcamalar ile geliri artırıcı etki yaparken bir yandan da
topladığı vergiler ile geliri düşürücü bir etkiye sahiptir. Devletin istihdam, gelir, fiyat
seviyeleri gibi makro ekonomik değişkenleri etkileyebilmek için kamu harcamalarını (cari
harcamalar, yatırım harcamaları ve transfer harcamaları) ve kamu gelirlerini (vergi gelirleri,
vergi dışı normal gelirler, özel gelir ve fonlar) kullanması maliye politikası olarak
adlandırılmaktadır. Örnek vermek gerekir ise, kamu harcamalarını artırarak ve/veya halktan
ve kurumlardan toplanan verginin yükünü azaltarak ulusal ekonomideki toplam tüketim
harcamalarını artırmaya yönelik olarak izlenen maliye politikasına genişlemeci maliye
politikası, kamu harcamalarını azaltarak ve/veya vergileri artırarak toplam tüketim
harcamalarını azaltmaya yönelik politikaya da daraltıcı maliye politikası denmektedir. Maliye
politikasının etkinliği iki temel faktöre bağlıdır:
 Yatırım harcamalarının faiz hadlerine olan duyarlılığı
 Talep edilen para miktarının faiz hadlerine olan duyarlılığı.
Maliye Politikası araçlarını Kamu Maliyesi Gelir Araçları ve Kamu Maliyesi Harcama Araçları
olarak ikiye ayırabiliriz. Kamu Maliyesi Gelir Araçları 3 temel başlıktan oluşur. Bunlar
sırasıyla Vergi Gelirleri, Vergi Dışı Normal Gelirler ve Özel Gelir ve Fonlar’dan oluşur. Vergi
Gelirleri doğal olarak kamu kesiminin toplam gelirlerinin önemli bir bölümünü
kapsamaktadır. Doğrudan veya Direkt Vergi Gelirleri ile Dolaylı veya İndirekt Vergi Gelirleri
olmak üzere iki ayrı gruptan oluşmaktadır. Doğrudan veya Direkt Vergiler, Gelir Vergisi,
Kurumlar Vergisi ve Götürü Usülde vergilendirilen mükelleflerden alınan ve Gelirden Alınan
Vergiler’den oluşan grubu ve Motorlu Taşıtlar Vergisi, Çevre Vergisi, Veraset ve İntikal
Vergisi, Emlak Vergisi gibi, mükellefin doğrudan vergi dairesine veya ilgili birimlere ödediği
veya bir kurum aracılık etse de, ne kadarlık bir vergi ödediğine vakıf olduğu vergi türlerini
temsil etmektedir.
Dolaylı veya İndirekt Vergiler ise, mal ve hizmetlerin fiyatlarının içerisine yedirilmiş ve
çoğunlukla ne kadar ödediğimizi bilemediğimiz vergilerdir. Söz konusu vergi gelirleri
arasında en çok bilinenlerin Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Akaryakıt Tüketim
Vergisi ve Banka ve Sigorta Muamele Vergisi olarak sıralanabilir. 1980’lerin sonuna doğru
direkt vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı % 70, dolaylı vergilerin payı % 30
iken, 2000’li yıllarda söz konusu ana vergi gruplarının toplam içerisindeki rollerinin değiştiği
gözlenmektedir. Oysa, daha dengeli bir vergi sistemi için direkt vergilerin toplamdaki
payının arttırılması önemlidir. Türkiye’nin vergi gelirleri açısından bir diğer kritik sorunu
‘kayıt dışı’ ekonominin varlığıdır. TÜİK’in resmi verileri, Türkiye’de 23 milyon civarındaki
çalışan kesimin % 50’den fazlasının kayıt dışı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Türkiye
hem gelir vergisi açısından, hem de sosyal güvenlik sistemi prim ödemeleri açısından
önemli bir kayba uğramakta, potansiyel gelir kaybı yaşanmaktadır.
Vergileri başka bir bakış açısıyla sınıflandırmak gerekirse şunlar karşımıza çıkmaktadır:
gelirden alınan vergiler (gelir vergisi, kurumlar vergisi), servetten alınan vergiler (motorlu
taşıtlar vergisi, veraset intikal vergisi), mal ve hizmetlerden alınan vergiler (katma değer GENEL EKONOMİ VE MALİ SİSTEM
TSPAKB
93
vergisi, özel tüketim vergisi) ve dış ticaretten alınan vergiler (gümrük verisi, ithalde alınan
KDV).
Kamu kesiminin vergi gelirlerinin zaman içinde tahsilatı söz konusudur. Eğer ülkede
enflasyonist bir dönem yaşanıyorsa söz konusu vergi tahsilatlarının reel değeri
azalamaktadır. Bu etkiye literatürde Tanzi etkisi veya Olivera-Tanzi etkisi denilmektedir.
Vergi Dışı Normal Gelirler ise, adından da anlaşılacağı üzere, Kamu Kesimi’nin vergi
kapsamına girmeyen, ancak düzenleme ile elde etmeye alışık olduğu gelirlerdir. Devlet
Patrimuvanı Gelirleri en önemli örnektir. Devletin sahip olduğu menkul ve
gayrimenkullerin satışından ve/veya kiralanmasından elde edilen gelirler bu kapsama girer.
Kıymetli evrak denilince, Hazine’nin ihraç ettiği bono ve tahviller sadece akla gelmemelidir.
Vatandaşın Devletten temin ettiği Nüfus Cüzdanı, Ehliyet, Pasaport, Diploma, Tapu Senedi
gibi belgeler de yine Kamu’nun vatandaşa belirli bir bedel karşılığında kullandırdığı
belgelerdir ve bu kıymetli evraklardan da gelir elde edilir. Taşınmazların satılması ve
kiralanmasından elde edilen gelirler ise malumdur. Ayrıca, Trafik ve Vergi Cezaları’nın da;
devlete ait iştiraklerin kazançlarından düşen pay da Vergi Dışı Normal Gelirler
kapsamındadır.
Özel Gelir ve Fon Gelirleri ise Türkiye’nin bir kez elde ettiği gelirlerden ve 2000 yılı başına
kadar sayıları 75 iken, bugün tasfiye sürecinde olan Fonlar’dan gelen gelirlerden
oluşmaktadır. 1. Körfez Savaşı esnasında, Türkiye’nin uğradığı zarar nedeniyle yapılan hibe
yardımları ve 17 Ağustos Depremi nedeniyle bir defaya mahsus olmak üzere gerçekleştirilen
Bedelli Askerlik uygulamasından elde edilen gelirleri Özel Gelirler kapsamında örnek olarak
gösterebiliriz.
Kamu Kesimi Harcama Araçları ise 4 ayrı bölümden oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla, Personel
Harcamaları, Diğer Cari Harcamalar (Devletin Güvenlik Harcamaları ile Diğer Kamu
Kurumlarının rutin, günlük tüketim ve demirbaş harcamalarından oluşur), Yatırım
Harcamaları (Kamu’nun Milli Servete katkı anlamında kalıcı olan sabit sermaye harcamaları)
ve Transfer Harcamaları’ndan oluşur. Transfer Harcamaları 25 alt harcama kalemi ile en
yoğun kalemdir ve bu kalemler içerisinde yer alan Faiz Harcamaları, KİT’lere transferler,
Emekli ve İhracatçılara Vergi İadesi, Sosyal Güvenlik Kuruluşları’na transferler, Tarım
Desteklemesi gibi ana kalemler nedeniyle Kamu’nun en çok harcama yaptığı alandır.
Dolayısı ile, yukarıda sıralanan 3 temel gelir kalemi ile 4 temel harcama kalemini
kullanarak, ekonomi yönetimi ya Türkiye’de olduğu gibi enflasyonla mücadeleye katkı
sağlayan bir daraltıcı maliye politikası, ya da Japonya’da olduğu gibi deflasyonla mücadele
adına genişletici maliye politikası izleyebilmektedir. Daraltıcı maliye politikasında vergi
oranları arttırılarak, devletin elde ettiği gelirler arttırılarak ve harcamalar kısılarak kamu
kesiminin enflasyon etkisi sınırlandırılmakta, kamu açığı azaltılmaya çalışılmaktadır.
Genişletici maliye politikalarında ise halktan toplanan vergi azaltılarak, vergi oranları
düşürülerek halkın tüketim eğilimi güçlendirilmekte, tüketim teşvik edilmekte, ayrıca kamu
harcamaları arttırılarak, kamu kesiminin iç talebi desteklemesi sağlanmaktadır.


Leave a Comment

Loading...