Bilgi Paylaştıkça Çoğalır

Bülent Tekin Kimdir

Makale Sayfaları Bülent Tekin Bülent Tekin ile yapılan röportaj

1954 yılında Mardin’in Derik ilçesinde doğdu. İDMMA(Galatasaray) Kimya Mühendisliği ve ODTÜ(Gaziantep Kampusu) İnşaat Mühendisliği mezunudur. Edebiyatçılar Derneği, BESAM, TYS ve PEN üyesidir. Halen Gırgır Dergisinde yazmaktadır.

Yayımlanmış eserleri: Kızıldan Sarıya(şiir), Tarih Tarih Olsun(şiir), Sevdanla Yaşayacaksan(şiir), Kral Situ’nun Hikâyesi(roman), Barışla Güzeldir Sevdam(şiir), Feyyo’nun Felsefesi(roman), Ölümü Vurmak Güneşi Öpmek(şiir), Bir Türkiye Çıkmazı(deneme), Kartal Yuvası (tarihi roman)

Mardin kentiyle ilgili Peri Yayınlarından çıkan “Kartal Yuvası” (tarihi roman) yeni kitabının kapağı

Ek Bilgi
Bülent Tekin Şiirleri

Makale Sayfaları

Bülent Tekin

Bülent Tekin ile yapılan röportaj

Sayfa 2 / 2Bir dokunduk bin sorun (ah ile vah edenlerin bezginliği değil) dinledik, Sevgili Bülent Tekin’den. İyi ki dinledik Onu!Bir dokunduk bin sorun (ah ile vah edenlerin bezginliği değil) dinledik, Sevgili Bülent Tekin’den. İyi ki dinledik Onu! Yazar Bülent Tekin, tribünlere oynamaksızın, Dünyaya Mardin’den seslenen her kalem erbabı… Az şey mi, buralarda yaşayıp, tribünlere dayanmadan kalem oynatmak? Değil elbet!Yazarımızın her bir söylediğinin bir bir irdelenmesi gerekiyor kanımca… Yazar Bülent Tekin’in dilinden/kaleminden dökülenler, az buz tespitler/iddialar değil… Onun söylediklerine, “hadi oradan!” deyip geçiştirmek o kadar kolay da değil. (ki yıllar yılı, iki ayağı bir çoraba sokuşturulan bu bahtsız coğrafyada.)  Epey tartışılacak bu Bülent Tekin röportajının, yeni dönemle ilgili bir işaret fişeği olarak da okuyabilir(sin)iz.Evet, bu kadim coğrafyada, taşları yerli yerine oturtma yönünde olumlu/dönüştürücü bir işlev göreceği tartışmasız bir röportaj okuyacağınız kesin. Fazla söze gerek bıraktırmayacak bir açıklıkta, Bülent Tekin dimağından çıkma bu pirupak ifadeleri selamlamak dışında başka ne yapılabilir bilmiyorum. Hele ki, haylidir bulanık suda balık tutmaya çıkmış, tu kaka edilmiş bir coğrafyada yaşıyorsanız… Siyasaya dayanarak atıp tutan kimi sahibinin sesi adamların hayli dersler çıkaracağı bu Bülent Tekin röportajla ilgili düşüncelerini merak ediyorum doğrusu. Ne denir ki, fincancı katırlarının ürkeceği besbelli bu samimi/içten röportaj için yüreğine sağlık Sevgili Bülent Tekin. Sizlere de İyi okumalar Efendim.Kimdir Bülent Tekin?1954 yılında Mardin-Derik’te doğdum. Aslen Ömerli’nin Çınaraltı (Rissin) Köyü’ndeniz. Orta öğrenimim-bir yıl dışında (Ankara’da)-hep buralarda geçti. Üniversite yıllarında ideallerim vardı. O idealleri bugün bile rüyalarımda görürüm. Çünkü onlar hiç gerçekleşmedi. İdeallerimden hiç vazgeçmedim. Yazılarımda ideallerim belirginleşir. Onlar güneşin bir türlü aydınlatamadığı izbe ortamlarda tutunmaya çalışırlar. Kısacası yaşamaya çalışıyorum. Yaşıyoruz yani…Yazı serüveniniz hakkında bize ne söyleyebilirsiniz?Yazmaya profesyonel olarak-ki bu sözcüğü hiç sevmem-epeyce ertelenmiş olarak başladım. Memuriyet yaşantım engelledi dersem yeridir… Oysa çocukluğumda annemden, büyükannemden, yaşlı akrabalarımdan hikâyeler dinlerdim. Benim de anlattığım abartılı hikâyeler olurdu. Onları yaşıtlarıma-gerçekten yaşanmış gibi-anlatırdım. Bir kısmı korkunç ve ürpertici olurdu. Ben yine de anlatırdım. Hayal ettiklerime ben de inanırdım. İlkokuldayken-Ebul’ula İlkokulundaydım-valiliğin düzenlediği kompozisyon yarışmasında birinci seçildiğimi hatırlıyorum. Ödül olarak bana kâğıt para verilmişti(miktarını hatırlamıyorum). Lisede şiire yöneldiğimi hatırlıyorum. Üniversitede epeyce devrimci şiirler yazmıştım. “Oğul” isimli bir roman yazmaya başlamıştım. (Kumarbaz bir oğlun yoksul annesiyle olan yaşantısını anlatıyordu.) Ancak o yıllarda kaldığım yurtta, çalışmalarım-bir (polis) arama(sı) sonucu-bir şekilde yok edilmişti. Dediğim gibi memuriyet yaşantım yazın yaşamımı ertelemiştir. Ama ben-yine de-bir gün yazarım diye birçok şeyi beynime kazıdım o günlerde. Ve bir gün mutlaka yazacağıma inanmıştım.Mardin’den dünyaya seslenen bir kalem/yürek olarak; gezegenimizin bugün gittiği istikameti nasıl okuyorsunuz?Uygarlıkların beşiği bir bölgenin (Mezopotamya’nın) kentidir Mardin. Öyle olmasına karşın mahzun bir duruşu vardır. Çünkü o ilk uygarlıkların yerine bugün ABD gibi ülkelerin uygarlıkları her yerde egemen. Silah, savaş, katliam, kan, jenosit, ekosit, ABD gibi büyük ülkelerin bakış doğrultusuna göre belirleniyor. Gezegenimiz bir ABD krallığına doğru gidiyor. Ülkelerse nerdeyse birer yeni kent… Bu, uygarlıkların yerini gücün alması demektir. Bu gezegen-tek kutuplu dünyada-artık bu yönde bir akıntıda… Uzay çalışmaları, petrol, enerji, silahlanma, nükleer silahlar bu gezegeni cendereye sıkıştırılmış insan yaşantısına götürmektedir. Bulunacak yaşanabilir-uzayda-yeni bir gezegen belki de bu gezegendeki yaşayanları piramitleri yapan kölelere dönüştürecektir. Bu çok fantastik bir kurgu gibi gözükse de dünya krallarının insafını kontrol etmek de elde değil!Entelektüel üretiminizde sizi etkileyen/etkilemiş olan gelişmeler nelerdir?Entelektüel kuşatmayı olumsuz bulmuyorum. ( Fransız Devrimiyle edebiyatçılar, dillerini ve düşüncelerini dinsellikten arındırdılar. İşte bu tip-lâik düzenlerde düşünceyi vahiy ve dinsellikten ayıran-pozitif bilgi üreten düşünürlere “entelektüel” dendi.)  Okumak, tartışmak, konuşmak, öğrenmek ve en önemlisi söylemek, yani hiç saklamamak olumluluktur. Nitelikli edebiyat, okuma, yazma, enformasyon, hoşgörü ve kültürel zenginlikler… Tüm bunlar ancak ideolojik yaklaşımları aşarak resimle, müzikle, yazıyla, eleştiriyle, yayıncıyla, çevirmenle yani daha çok entelektüelle elde edilir. Yapıtlar ancak bunlarla üretilir. Sanatçı-ideolojileri aşarak-insanın yaşadıklarında sevgiyi, kanı, şiddeti, acıyı, sevinci, ölümü, aşkı yani her türlü insan hallerini anlatmalıdır diye düşünürüm. Beni bu temalar tetikliyor.Aydın insandan çok siyasetçi devşiren bir coğrafyada yaşamak/yaşıyor olmak, nasıl bir getirisi/götürüsü var?Aydınlanma özgürlüğün zorunluluğudur. Özgürlüklerin siyasetle ilintisi doğaldır. Ancak özgürlük burada bireyin özgürlüğü yanında toplumsallaşmasını da kapsar. Adı üzerinde “aydın”, yani Aydınlanma’nın ürünü… Kültürüyle, edebiyatıyla tekmil bir aydından bahsediyorum. Kimliğine sahip çıkan, insani ve kültürel taleplerini bilen ve istemesini bilen kişi. İyi yazan ve iyi edebiyat yapan… Kötü yazma şansı olmayan biri. İşte böylesi bir entelektüel aydın fedakârlıkların insanı olmak zorunda. Ama ne-yazık-ki bunların büyük kısmı bu değerleri politika arenasında salt belediye başkanı, milletvekili, encümen gibi makamlara yükselmek için kullanabilmektedirler. (Bakıyorsunuz bugün bile önemli sayılan bir şair milletvekilliği uğruna seçime katılabilmektedir.) Oysa aydının birinci görevi yaşadığı topluma sorumlu olduğu borcu ödemektir. Bu borcu tanımlarsak-onun makam ve parayla ilintisi düşünülemez. Bu borç doğruları ve gerçekleri anlatı sanatıdır.Sizi yazmaya sevk eden itki nedir, ya da yazmasaydınız ne değişirdi hayatınızda?Beni yazmaya iten neden, işte böyle halkıma olan borcun ödenmesi olarak düşünülebilir. Ben ölmeden-yaşarken-tüm hikâyelerimi, öykülerimi, romanlarımı, şiirlerimi, anlatılarımı insanlara ulaştırmak istiyorum. Yazar olanla-bulunanla-,yetinmeyendir. Durumdan memnun olmayandır. Muhaliftir. Olmak zorundadır. Yeni anlatılar bulmak zorundadır. Yazmaya iten bir neden de kendimi sorumlu tutmamdır: Hem kendimi, hem de toplumu değiştirerek, yaşam(ay)ı sevmek ve sevdirmek istiyorum. Toplumun yazgısıyla ilgilenmeyi kendime bir görev sayıyorum. Çünkü egemenlerin uydurduğu masallarla uyuyan, uyutulan insanımıza, egemenlerin oligarşisini yıkacak gerçekleri göstermek. Bunu da-en güzel-edebiyatla yapabiliriz diye düşünüyorum. Yani halkımızın, ezilenlerin-egemenlerin, ezenlerin değil-gerçek hikâyelerini yazabiliriz. Gerçeği, olanları, duyulmayanları herkesin anlayacağı şekilde anlatmak… Yani açık açık anlatmak…Yaşadığınız coğrafyadaki aydın memba hakkında neler söyleyeceksiniz?Öncelikle Mardin ve yakınına değinmek isterim. Aydın ya da yazar olarak tanınanların birbirinden uzak ve soyutlanmış halleri içler acısıdır. Açıkça söylenmese de-bunu söylemeyi bir görev biliyorum-kıskançlık, çekememezlik, edebiyat düzeyini kıskanma gibi duygular onları birbirinden uzak tutan nedenler arasındadır. Bir de, bir ideolojiye (siyasete) dayanarak, Türk ve dünya edebiyat çevreleriyle özel ilişkiler kurabilmekte cevval olanlar çıkabiliyor. Aslında hiç inanmadıkları halde-o ideolojiye inanmış gibi görünerek-bölgenin en büyük yazarlığına oynama başarısı göstermek bana göre evrensel edebiyat ilkeleriyle uzlaşmaz bir durumdur. Bunu başaranlara şapka çıkarmaktan başka ne yapabilirsiniz? Her çıkan dergide, kimi gazetede yazabilmek nasıl bir meziyettir. Benim kitaplarımı bırakın basmaya, sözde editörlerine okutmaya bile bir buçuk yıl sonrası tarihleri bile ümit vermeyen büyük kitapevleri bazılarının kitaplarını –içeriğine ve edebiyat düzeyine bakmaksızın-salt siyaseten basarsa buna helal olsun demekten başka ne diyebilirsiniz? Türkiye’de ve bu bölgede büyük yazar olmak için-yalandan bile olsa-Kürt siyasetinin içindeymişsiniz gibi görünmek gerekiyor ne yazık ki! Oysa yazarı büyük yapan yapıtlarının edebi düzeyi olmalıdır. Tek mihenk taşı bu olmalıdır. Tabii ki yazdıklarınızda verdiğiniz mesaj sizi ezen ya da ezilenlerin yanına (safına) itebilir. Bunu yadsımıyorum. Ama edebiyat eğer yapılacaksa ideolojileri aşarak objektif anlatımlarla büyük yapıtlar yaratabilir diye düşünüyorum. Beni destekleyen bir siyasi parti ya da belediye yok. Bu nedenle bir ideolojik fayda bekleyen edebiyat çevreleri bize sıradan gözle bakar. Aykırı yazılarımızdan dolayı hiçbir belediye ya da siyasi parti bizi danışmanı ya da kültür sorumlusu yapmadı. Çarıksızların, kimsesizlerin, garibanların, ezilenlerin yazarı olduğum için de bir sponsorum yok. Kitaplarımı yayınlamakta büyük zorluklar çekiyorum. Kürt sorununa insanca yaklaşma başka bir şey ama bu tip yazar görünenlerle edebiyat kurumlarının onları bizim çok üzerlerimize çıkarmalarını da pek doğru bulmuyorum. Çünkü onların bakması gereken tek nokta, güzel yazmak olmalıdır derim. Bu benim kişisel görüşümdür. (Büyük yazar Mehmet Uzun’un Pen’e üye edilmesine ilk sevinenlerdenim. Ve Pen Başkanını telefonla kutlamıştım. Çünkü Mehmet Uzun, Kürtçe kadar Türkçeyi de güzel kullanırdı. Ve Pen Başkanına Pen’in güzel yazma kriterlerine bağlı duyarlılığının devamını temenni etmiştim.) Mardin’de yaşayan bir yazarla İstanbul’da yaşayan-mesela Murathan Mungan-yazar arasında çok büyük fırsat ve kabul eşitsizliği (farkı) vardır. Taşradakiyle metropoldeki arasında hiyerarşik fark yayınevleri, jüriler, edebiyat çevreleri, edebiyat örgütlerince de ne yazık ki yapılmaktadır. (Ben bu örnekte Murathan Mungan’ın şahsına yönelik bir suçlama yapmak istemedim. İki Mardinli yazar örneği vermek istedim. Kişisel olarak Murathan Mungan’ı büyük bir edebiyatçı olarak görmekteyim. İlkokul öncesi evimiz ilçede (Derik) olmasına karşın -babamın ve babasının meslekleri dolayısıyla arada sırada görüşen ailelerimiz vasıtasıyla- Mardin’e gelişlerimizde benden bir yaş küçük olan Murathan Mungan’ın bindiği dört tekerlekli kırmızı oyuncak taksisini unutmuş değilim. Böylesi bir taksi, o yıllarda Mardin’de sadece Murathan Mungan’da vardı. Ama bugün belki de Murathan Mungan benim adımı bile duymamıştır. Çünkü Mardin veya Diyarbakır’a her gelişinde onu dolaştıranlar, misafir eden bizler değiliz ve bize kimse o günleri haber vermemektedir.)Yazarların (kitapların) çok satması için reklâm, medyatik olma, şöhret olmasını popüler kültür zorunlu kılmaktadır. Ülkemizde ve dünyada, bir çalgıcı-şarkı söyleyici ansızın bir anda en iyi yazar olabilmekte ve ödül alabilmektedir. Çoğu kez aynı (ya da benzer) isimlerden oluşan jürilerin “bu sefer sana, gelecek sefer bana” şeklinde ödül dağıttığı kanaati edebiyatçı çevresinde (yazarlar arsında) oluşabilmektedir. Ben bir kez -Diyarbakır Belediyesinin düzenlediği Ahmet Arif şiir yarışmasıydı yanılmıyorsam- dışında-dilim yandı!-hiç yarışmalara katılmadım. Çünkü benim gibilerinin ödül alacağı kanaatinde değilim. (Bunlar bir suçlama değildir. Salt benim kanaatlerimdir, yanılıyor da olabilirim.) Yazılarımda tabii ki bir dünya görüşüm vardır, ama hiçbir partiyle politik bağım olmadı. Diyarbakır Belediyesinin bölge ve uluslararası yazarları çağırdığı kültür festivallerine hiç çağrılmadım. Ama o festivallerde-şarkıcısından türkücüsüne-birçok şöhret misafir edilmektedir. Söz konusu belediyenin-yanılmıyorsam-50 bin civarında bastırdığı bir öykü kitabında tek bir öyküm yayımlanmadı. Haberim bile olmadı. (Oysa araştırarak Türkçe yazdığım, “Siyabend ile Xecê” ve “Cembelî Destanı” adlı iki (Kürt) öyküm bu kitapta yer alabilirdi diye düşünüyorum.) Şöhret yazarlar ve belediyelerin gücü belki de-kim bilir?-kimilerine şöhret yolu açabiliyor. Oysa iyi edebiyatçı en iyi yazandır! Her ne hikmetse büyük yayınevleri, tv’ler, gazeteler benim gibileri hiç tanımıyor. Mardin’de bile, valilik ya da belediye beni hiçbir kültürel forum ya da toplantıya davet etmedi. Ben yine de bunda bir art niyet aramıyorum: Unutulduğumu sanıyorum!Sizce kimdir aydın?Aydın, yerleşik-bozuk düzeni eleştirebilen kişidir. Bir profesöre her zaman aydın denmez. Bazen bir işçinin, bir köylünün aydın olma olasılığı olabilir. Ekonomist, teknokrat, bürokrat kendi dalında uzman olabilir. Ama aydın olma kıstası toplum yazgısıyla ilgilenmek, yazgıyı değiştirme tavrını alabilmektir. Çıkar çevrelerinin oluşturduğu kirlenmeyi-egemen sınıflarca suç sayılsa da-eleştirebilme cesaretini gösterebilendir. Aydının görevi, gerçeği berrak, açık, olduğu gibi göstermek; çirkin ve kötüden sıyrılıp, en güzel ve en iyiyi meşrulaştırma çabasına girmektir. Yeri gelmişken bana göre önemli bir konuya değinmek istiyorum: Ara ara-haklı nedenlerle-“aydınlar bildirisi” adı altında medyada bazı metinlere rastlıyoruz. Yaşar Kemal gibi büyük yazarları da kapsayan bu grupta-bazen hiçte tanımadığım, belki de adını ilk kez duyduğum?-çeşitli mesleklerden kişilerin adlarını okuyorum. Yazılan metinleri çoğu kez benimsiyorum ama kimse bana sormadığı için-daha doğrusu haberim olmadığından-salt duymakla kalıyorum. Önemli edebiyatçıların ve aydınların yanında ismini yazdırabilme olanağını yakalayanları takdir etmemek elde değil. Ancak böylesi bir grup-dünyanın en büyük edebiyatçılarını veya aydınlarını içerse de-ayrıcalıklı oligarşik bir grup oluşturduklarının ayırdında mıdırlar? Bizler neden yokuz? Şöhret sayılmadığımızdan mıdır? Kimdir bu listeleri hazırlayanlar? Bazı belediyelerle ya da siyasi partilerle ilişkisi olanlar bizden aydın mıdırlar? Yaşam(ay)ı savunmuyor muyuz yoksa? Ancak, ben yine de kimseyi suçlamıyorum-belki de bugüne dek yazdıklarımız önemli sayılmıyordur, kim bilir?  Biz yine de aydınlık arayışında yol göstermeye devam edeceğiz. Çünkü binlerce yılın ürünü olan-salt Aydınlanma’yı, Rönesans’ı, Reform’u göz önüne almıyorum-terle, emekle, cefayla yaratılan sanatçı ve ürünlerinin yok sayılması ya da unutturulmasına kimsenin gücünün yeteceğine inanmıyorum.Şu anki çalışmalarınız neler?Peri Yayınları’ndan yeni bir kitabım çıktı(Kartal Yuvası). Mardin kentinin öyküsünü anlattım. Zor ve zaman alıcı bir çalışmaydı. Dinlere ve ırklara eşit mesafede davrandım. Dinlerin kutsiyetine inanmakla birlikte olayları olabilirlikleri şeklinde ve pozitif düşünceyi kullanarak yazdım. Mardin’in öyküsü hiç yazılmamıştı. Birileri yazmalıydı diye düşünüyordum. Benim her hafta Gırgır Dergisi’nde bir yazım yayımlanmaktadır. Yani köşe yazarlığı yapmaktayım. (Fırsat verildiğince Esmer Dergisi’nde de yazacağım.) Ezilenlerin, çarıksızların, baldırı çıplakların, kimsesizlerin, alttakilerin hikâyelerini yazmaya devam ediyorum. Bu kez amacım, bu insanların öykülerini anlatan bir deneme kitabıdır.Son olarak ne söylemek istersiniz?İnsani ilişkilerin, diyalogların artmasını isterim. Ülkede demokratik yaklaşım ve anlayışların hâkim olmasını dilerim. Kürt sorununa düşmanca bakılmaması gerektiğine inanıyorum. Çokkültürlülüğün, çok dilliliğin zenginliğin ve uygar olmanın göstergesi olduğuna inanırım. Eşitlik, kardeşlik, barış, insan hakları, tam demokrasi, insanımıza en yakışandır diye düşünürüm. Demokrasi ve özgürlüğün, birçok insanlık değerinin yok sayıldığı, değiştirildiği, unutturulduğu, içinin boşaltıldığı gibi yok sayılmamasını isterim. Yazarların sistem ya da egemenlerden gelen yoğun baskılara onurla dayanarak gerçekleri hep yazacaklarına inanıyorum.  Ve bir edebiyatçı olarak, yazarın yazdıkları hiç bitmez diyorum.  Romanların birer gelinlik beyazlık ve güzelliğinde ulusları birbirine bağlayacağı düşüncesindeyim. Bana gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Metin Aydın (www.yeniperspektif.com/newsdetail.asp?NewsID=1307)<< Önceki - Sonraki


Leave a Comment

Loading...